Meme Sağlığı Kulübü | Op.Dr. Hamdi Koçer | Fibroadenom, meme kanseri, ultrasonografi, lenf bezleri

Doğruluğu Kesin Olmayan, Tartışmalı ve İspatlanmamış Faktörler

Yüksek oranda yağ içeren diyetler: Diyetteki yağ miktarının meme knaseri riskine etkisi açıkca gösterilememiştir. Yapılan çalışmalar, total yağ, doymamış yağ ve doymuş yağ oranı düşük diyetle beslenen ülkelerde, meme kanserine daha az rastlandığını göstermiştir. Buna karşılık ABD’de yapılan çalışmalarda, kadınların diyetlerindeki yağ oranı ile meme kanseri arasında ki ilişki ortaya konamamıştır. Bu çelişkninin nasıl açıklanabileceği hala belirsizliğini koruyor.

Tüketilen yağların cinsi ile meme kanseri arasındaki ilişki hala araştırılmaya muhtaçken, yağların yüksek kalori kaynağı olması ve kalorinin de kilo artışına neden olması nedeni ile bir kolaylaştırıcı etkisi olduğu doğru. Yine yağlardan zengin bir beslenme başka kanser tiplerinin gelişimini kolaylaştırırken, bazı yağ tiplerinin de kalp hastalıklarını kolaylaştırdığı biliyoruz. Bu nedenle diyetimizde düşük kalorili yağdan fakir, liften zengin besinlerden oluşturmak genel sağlığımız içinde daha iyi olacaktır.

Deodorantlar: Internet dünyasında dolaşan bir mail ile koltukaltına sıkılan deodorantların lenf dolaşımını bozup, toksinlerin memede birikmesine neden olarak, meme kanseri yaptığını söylentisi yayıldı. Bu haberi destekleyecek deneysel çalışmalar veya istatistik verileri yok.

Küçük çaplı bir araştırmada, bazı deodorantların içinedeki katkı maddelerinin, çok zayıf bir östrojenik etki gösterdiği ve bir grup meme kanseri olgusunda etkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada, meme kanserine, sözü edilen maddelerin neden olduğu gösterilememiştir. Bu bir ilk çalışmadır ve üzerinde daha çok çalışma gerekmektedir. Buna karşılık büyük gruplarda yapılan incelemelerde, meme kanseri ile deodorant kullanımı veya koltukaltı kıl hijyeni arasında her hangi bir ilinti bulunamamıştır.

Sutyen: Yine internette dolaşan bir rivayet ve bu konuda yazılmış bir kitaba dayanarak, sütyen kullanımının meme knaseri riskini arttırdığına dair haberler çıkmaktadır. Bu iddiayı destekleyecek bilimsel veya klinik bir araştırma sonucu yoktur.

Tıbbi veya spontan düşük: Tıbbi gerekçelerle hekim tarafından planlanan veya istem dışı spontan nedenlerle olmak üzere, her türden düşüklerle meme kanseri arasında bir ilinti olmadığı pek çok bilimsel çalışmanın sonucu kuvvetli verilerle gösterilmiştir.

Meme protezleri: Meme protezlerinin meme kanseri riskini arttırmadığına dair pek çok çalışma vardır. Silikon protezler mamografi tetkikinde meme dokusunun kolayca görülmesina mani olabilir belki ancak titiz bir inceleme ve protezi görüntü dışında bırakma teknikleri ile meme dokusu tam olarak incelenebilir.

Çevremizdeki kimyasallar: Çevresel kimyasal faktörlerin meme kanseri riskine etkileri üzerine pek çok çalışma bildirilmiştir daha da çoğu sürmektedir.

Bu çerçevde çalışma yapanların en çok ilgilerini çekem konu, deney ortamında östrojen benzeri etkisi olan moleküllerin, meme kanseri riskini de arttırma teorisidir. Bunlara örnek olarak bazı plastik malzemenin, belirli kozmetiklerin veya kişisel bakım ürünlerinin ya da sinek haşare öldürücülerin içinde kullanılan kimyasal bileşenlerdir.

Bu konu medya ve kamuoyunda büyük bir yer tutup dikkatleri çekmesine rağmen, araştırmalar meme kanseri ile bağlantısı konusunda güvenilir deliller bulamamıştır. Maalesef bu maddelerin insan sağlığı üzerine etkilerinini direk deneysel ortamda çalışmak mümkün olmadığından, genel san sağlığı üstüne olası etkilerini daha fazla araştırmak gerekmetedir.

Sigara tüketimi: Çalışmaların çoğu, sigara içimi ile meme kanseri arasında bir bağ bulamamıştır. Bazı çalışmalarda, sigara içenlerde ememe kanserinin daha sık görüldüğünü ileri sürse de bu ilişki tartşmalıdır.

Pasif içiciliğin meme kanseri riski de üzerinde yoğun çalışılan konulardan çünkü direk aktif sigara içimi ile pasif içicilik sırasında birbirinden farklı zararlı kimyasallar ortaya çıkar ve bunların deney hayvanlarına yüksek oranlarda solutulması sonucu meme kanseri geliştiği gözlenmiştir. Ayrıca içilen sigaradan çıkan bazı kimyasalların meme dokusu ve süte kadar ulaştığı da bilinmektedir.

Pasif içicilik ile meme kanseri arasındaki bağlantı insan deneylerinde çelişkili sonuçlara varmıştır, en azından direk içicilerde artmış bir risk gösterilememiştir. Bu durum ancak sigara içenlerle, pasif içicilerin meme kanseri riskinin farklı olduğu şeklinde açıklanabilir.

Kaliforniya Çevre Koruma Ajansının 2005 yılında yayınlanan bir raporunda, pasif içicilik ile meme kanseri arasında özellikle menapoz dönemi öncesi genç kadınlarda önemli bir nedensellik ilişkisi olduğu bildirilmiştir. ABD’de Cerrahi Bilimler 2006 yılı Genel raporunda, Sigara dumanına istem dışı maruz kalmanın sağlık açısından sonuçları irdelenmiş ve bu noktada “anlamlı ancak yetersiz kanıtlar” bulunduğuna karar verilmiştir. Her durumda, meme kanseri için bu olası bağlantı, pasif içiciliği önlemek için bir diğer nedendir.

Gece vardiyası: Çeşitli çalışmalar, gece çalışan kadınların-örneğin nöbet tutan hemşireler gibi, meme kanseri riskinde artış olduğunu ileri sürmektedir. Bu son derece yeni bir bilgi ve üzerinde çalışmayı gerektirmekte. Araştırmacılar bu artışın nedeninin gün ışığına duyarlı bir hormon olan melatoninle ilişki olabileceğini düşünmekle berbaber diğer hormonlar üzerinde de çalışmalar sürmektedir.

 

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile